Müzecilik |
|
|
Koleksiyonculuktan müzeciliğe geçiş, bilimsel etkinliklerin doğal sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Günümüzde müze kurma ve işletme, uzmanlık gerektiren, önemli bir meslek durumuna gelmiştir. “Müzecilik” adı verilen bu mesleğin başlıca konuları şunlardır: Müzelerin kurulması, Türkiye’de Müzecilik: Tanzimat döneminde, Ali Paşanın sadrazamlığı sırasında Aya İrini Kilisesi düzenlenerek Müze-i Hümayun adını aldı. Maarif Nezareti, Osmanlı Devleti sınırları içinde bulunan bütün taşınabilir önemli antik yapıtların İstanbul’a gönderilmesi konusunda bir emirname yayımladı. Bu dönemde eserler derlenerek bir müze kataloğu yayımlandı. Ancak gerçek anlamda müzeciliğe ilişkin ilk çalışmalar Osman Hamdi Beyin 1881-1910 yılları arasında müze müdürlüğü yaptığı dönemde başlamıştır. Osman Hamdi Bey, yaklaşık 700′e yakın eser devraldığı müzede öncelikle eski eser koleksiyonlarını bilimsel kurallara göre sınıflandırırken, eserlerin kataloglarını yabancı arkeologlara yaptırmıştır. Eski eserlerin yurt dışına çıkışını önleyen ve 1973 yılına kadar geçerliliğini koruyan “âsâr-ı atîka nizamnamesi”ni hazırlatmıştır. Osman Hamdi Beyin 1884′de yürürlüğe koydurduğu âsâr-ı atîka nizamnamesiyle beraber, arkeolojik kazılar daha sağlam temellere oturtulmuştur. Bu nizamnameyle kazıdan çıkan eserler devlet malı sayılarak, yurt dışına çıkarılması önlenmeye çalışılmıştır. Atatürk dönemindeyse, 1920 yılında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak Asarıatika Müdürlüğü kurulmuştur. Bu müdürlük kısa bir süre sonra Hars Müdürlüğü ismini almış ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde daha önce açılmış müzeleri geliştirmiş, kültür varlıklarını derlemeye, korumaya başlamıştır. Son yıllarda, Türkiye’de müzecilik adına önemli çalışmalar yapılmış olup, halka açık yaklaşık 90 müze bulunmaktadır. Bu müzelerden bazıları “Avrupa Konseyi müze ödülüne lâyık görülmüştür. Buna en iyi örnek, 1997 yılında Avrupa’da yılın müzesi seçilen Anadolu Medeniyetleri Müzesi’dir. |