Kurtuluş Savaşı |
|
|
İşgalci İtilâf Devletleri'ne, onlarla işbirliği yapan Osmanlı yönetimine ve İtilâf Devletleri'nin Anadolu'da bir maceraya attığı Yunanistan'a karşı Türk halkının verdiği bağımsızlık savaşı. Kurtuluş Savaşı, ulusal kurtuluş bilincine erişmiş halkın, Anadolu'nun dört bir yanında silâha sarılmasıyla başlayan, düzenli ordunun cephe savaşlarıyla süren, gelişen ve sonuçlanan bir süreci tanımlar. Buna dayanarak, Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalandığı 30 Ekim 1918 günü, bu antlaşmanın ulusal onuru ayaklar altına alan maddelerine halkın tepkisini yükselttiği bir gün olarak, Kurtuluş Savaşı'na başlangıç alınır. Ekonomisi, siyaseti ve hatta ordusunun yönetimini büyük çapta Almanya' nın ellerine teslim eden Osmanlı yönetimi, bir oldubittiyle katıldığı I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıktı. Tahtı kurtarmanın derdine düşen padişah ve çevresi, ağır koşullar taşıyan Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzaladılar: 400.000 dolayındaki ordunun 350.000'i terhis edilecek, ancak kolluk kuvvetlerine yetecek miktarda silâhtan gayrısı İtilâf Devletleri'ne teslim edilecekti. Antlaşmanın 7. maddesi, tüm Anadolu topraklarının gereğince işgal edilebileceği koşulunu içeriyordu. Antlaşma ertesinde Anadolu'nun çeşitli yerlerine birlikler gönderen İtilâf Devletleri, antlaşma koşullarının uygulanmasını denetime başladılar. 1919 Şubatı'nda yapılan Paris Konferansı'nda öne sürülen barış koşullarına göre; Trakya, İzmir, Ödemiş, Tire, Söke, Akhisar ve Kırkağaç Yunanistan'a; Doğu Anadolu Ermenilere; Silifke, Ulukışla, Niğde, Aksaray, Ilgın, Akşehir, Afyonkarahisar, Kütahya, Balıkesir İtalya'ya; Diyarbakır, Sıvas, Harput, Tokat Fransa'ya; İstanbul, İzmit, Edremit ve Bursa'yı içine alan Boğazlar Bölgesi de oluşturulacak özel bir yönetime bırakılıyordu. Anadolu topraklarının parçalanmasına yönelik bu girişimlere karşı ilk halk hareketleri, özellikle Ege Bölgesi'nde birbiri ardına kurulan "Reddi İlhak" cemiyetleriyle baş gösterdi. 15 Mayıs 1919'da Yunan askerleri İzmir'e çıktı. Aynı gün Kordonboyu'nda geçit töreni yapan işgal kuvvetlerine, Kurtuluş Savaşı'nın "ilk kurşun"u Gazeteci Hasan Tahsin tarafından sıkıldı. Bu işgalin hemen ertesinde 19 Mayıs günü, 3. Ordu müfettişliği göreviyle Erzurum'a giden Mustafa Kemal Paşa, Samsun'a çıktı. İşgalin kabul edilemeyeceğini ve direnilmesi gerektiğini Anadolu'ya duyurdu. Bu sırada Balıkesir Reddi İlhak Cemiyeti yönetim kuruluna asker toplama yetkisi verdi ve işgale karşı direnileceğini açıkladı. Ayrıca Adana, Maraş, Urfa ve Antep'te milisler örgütlendi, "Trabzon Muhafazai Hukuku Milliye Cemiyeti", "Trak- ya-Paşaeli Cemiyeti", "Felahı Vatan Grubu", "Karakol Cemiyeti", "Müdafaai Milliye Cemiyeti", "İstanbul Müdafaai Hukuk Cemiyeti" gibi pek çok direniş örgütü oluşturuldu. Erzurum Kongresi (23 Temmuz-19 Ağustos 1919) ve Sıvas Kongresi'yle (4-11 Eylül 1919) işgalin, manda ve himayenin kabul edilemeyeceği karar altına alındı. Ayrıca, Anadolu'nun dört bir yanından gelen delegelerle gerçekleştirilen bu kongreler, dağınık direniş örgütlerinin merkezileştirilmesinde de önemli bir adım oldu; düzenli ordu kuruluncaya dek direniş hareketlerinin desteklenmesi ve silâhlı direnişin sürdürülmesi kararına varıldı. Güneyde Fransızlara karşı savaşan ulusal güçler Urfa, Maraş, Saimbeyli ve Kozan'ı işgalden kurtardı. Antep kenti, on bir ay süren yiğit bir direniş örneği verdi. Sevr Antlaşması'nın imzalanmasını ve Anadolu'daki ulusal direnişin bastırılmasını isteyen İtilâf Devletleri, 16 Mart 1920'de İstanbul'u işgal ettiler. Son Osmanlı Meclisi kapatıldı ve yurtsever mebuslar tutuklandı ya da sürüldü. Bu gelişmeler karşısında, 23 Nisan 1920'de Ankara'da yeni bir meclis (Türkiye Büyük Millet Meclisi) ve yeni bir hükümet oluşturuldu. Bunun ardından saray, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını ölüme mahkûm eden, ulusal kurtuluş hareketlerini ezmeyi amaçlayan fetvalar yayınladı; Anadolu'ya gönderilmek üzere, Damat Ferit Paşa'nın "Hilafet Ordusu" adını verdiği kuvvetler hazırlandı (Kuvayı İnzibatiye). 1920 ortalarında Adapazarı, Düzce ve Hendek dolaylarında eyleme geçen bu ordu, TBMM kuvvetleri tarafından dağıtıldı. Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcından beri gerici ayaklanmalar, Saray'ın destek ve kışkırtmasıyla Anadolu'nun çeşitli yerlerinde sürmekteydi. Bu ayaklanmaların belli başlıları; Cizre, Nusaybin, Savur ve Mardin yörelerindeki "Ali Batı Ayaklanması" (11 Mayıs-18 Ağustos 1919), "Konya dolaylarındaki Bozkır Ayaklanmaları" (27 Eylül-4 Ekim 1919), "Anzavur Ayaklanmaları" (1 Ekim - 25 Kasım 1919 ve 16 Şubat -16 Nisan 1920), "Düzce Ayaklanması" (13 Nisan-31 Mayıs 1920) ve "Konya Ayaklanması"dır (2 Ekim -15 Kasım 1920). Özellikle Anzavur ve Düzce ayaklanmalarının bastırılmasında, Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe'nin milislerinin önemli katkısı oldu. İtilâf Devletleri, ulusal kurtuluş hareketlerini engellemek ve Ankara Hükümeti'ni dize getirmek amacıyla 60 bin kişilik Yunan ordusunu doğu ve kuzey yönlerinde saldırıya geçirtti. Ankara'nın elinde henüz yeterli sayıda düzenli birlikler ve askerî donatım yoktu. Yunan orduları Menderes vadisinde Sarayköy'e, doğuda Uşak-Gediz hattına dek ilerlediler. 10 Ağustos 1920'de Osmanlı hükümeti Sevr Antlaşması'nı imzaladı. TBMM hükümeti bu antlaşmayı tanımadı. Bunun üzerine Yunan ordularının saldırıları yoğunlaştı. Doğu Anadolu'da Ermeni orduları kesin yenilgiye uğratıldı (30 Ekim 1920). 3 Aralık 1920'de yapılan Gümrü Antlaşması'ndan sonra bu cephedeki harekete son verildi ve buradaki birliklerin bir bölümü batı cephesine aktarıldı. Düzenli ordu kurma çalışmaları hızlandırıldı. Ancak Çerkez Ethem, Demirci Efe ve Sarı Efe'nin milis kuvvetleri düzenli orduya katılmak istemediler. 9 Ocak 1921'de, Eskişehir'i ele geçirmek isteyen Yunan ordularıyla İnönü'de yapılan savaş TBMM kuvvetlerinin başarısıyla sonuçlandı (I. İnönü Savaşı). 23-31 Mart 1921 günlerinde Yunan orduları daha büyük bir kuvvetle saldırıya geçtiler. Uşak-Afyon-Eskişehir hattında yapılan savaşlarda Türk orduları kesin yengi elde etti (II. İnönü Savaşları). Bu iki yenilgi üstüne Yunanistan genel seferberlik ilân etti ve ordusunu güçlendirdi. Ankara hükümeti ordu kuruluşunu henüz tamamlayamamıştı. Genel saldırıya geçen (10 Temmuz 1921) Yunan orduları, Kütahya - Eskişehir muharebelerini kazandılar ve Türk ordusu Sakarya'nın gerisine çekilmek zorunda kaldı. Böylece Sakarya'dan Eskişehir'e dek geniş bir alan Yunan kuvvetlerinin eline geçti. Bu durumdan güç alan Yunan askerleri, Haymana - Polatlı yönünde ilerlemeye başladılar. 5 Ağustos'ta TBMM, Mustafa Kemal Paşa'yı başkomutanlığa getirdi. Değişik cephelerdeki kuvvetler Sakarya cephesinde toplandı. İki ordu 23 Ağustos 1921'de Sakarya Irmağı boylarında karşılaştı. 22 gün süren geceli-gündüzlü çarpışmalar sonunda Yunan ordusu geri çekilmek zorunda kaldı ve Gemlik- Bilecik-Eskişehir-Afyon doğu hattında mevzilendi. Buna karşılık Türk ordusu da Sivrihisar-Emirdağ-Bolvadin-Çay-Şuhut-Sandıklı hattında yerleşti ve saldırı hazırlıklarına başladı. Yöresel güçlerin vur - kaç savaşları ve Ankara Hükümeti'nin başarıları karşısında, yapılan antlaşmalarla Fransız ve İtalyanlar işgal ettikleri topraklardan çekildiler. 20 Kasım 1921'de Fransızlar ile "Ankara İtilâfnamesi" imzalandı. İtilâf Devletleri yalnızca İstanbul ve Boğazları ellerinde tutuyordu. Özellikle bu dönemde, işgal altındaki İstanbul'da, Karakol Cemiyeti ve diğer gizli örgütlerin özverili çabalarıyla, İtilâf kuvvetlerinin denetimindeki silâh ve cephanenin bir bölümü Anadolu'ya kaçırıldı. İtilâf Devletleri Türk ordusunun bir genel saldırıya geçebileceğini ihtimal vermiyordu. Mustafa Kemal Paşa'nın Kocatepe'den yönettiği "Büyük Taarruz" 26 Ağustos 1922 günü başladı. Beş gün süren Büyük Taarruz, 30 Ağustos günü Dumlupınar dolaylarındaki "Başkomutanlık Meydan Muharebesi" ile noktalandı; Yunan mevzileri parçalandı. Bunu izleyen günlerde, dağınık biçimde geri çekilen Yunan ordusunun ardından ilerleyen Türk kuvvetleri, işgal altındaki kent, kasaba ve köyleri bir bir kurtararak, 9 Eylül günü Akdeniz'e ulaştı ve İzmir'e girdi. 15 Eylül'de, Anadolu'nun batı kıyıları Yunan işgal kuvvetlerinden temizlenmişti. Böylece, Mondros Ateşkes Antlaşması'yla ulusun boynuna geçirilmek istenen tutsaklık halkası, emperyalist devletlerin desteğindeki Yunan ordusunun denize dökülmesiyle kırılmış oldu. 11 Ekim 1922'de İtilâf Devletleri ile TBMM hükümeti arasında "Mudanya Ateşkes Antlaşması" imzalandı. Böylece Kurtuluş Savaşı askerî bakımdan tamamlanmış oluyordu. 17 Kasım 1922'de Padişah Vahdettin bir İngiliz zırhlısıyla ülkeden kaçtı. 21 Temmuz 1923 günü imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile, Türk ulusunun zaferi bütün dünyada onaylanıyor ve Kurtuluş Savaşı siyasal bakımdan da sonuçlandırılıyordu. Bunun ardından, 2 Ekim 1923 günü işgal kuvvetleri, "geldikleri gibi" çekilip gittiler. "Misakı-Milli"nin gereklerini yerine getiren Türk ulusu, 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyet'in ilânıyla zaferini perçinledi. |